Küresel Isınma Forumu

Küresel Isınma Forumu => küresel ısınma haberler => Konuyu başlatan: sahillerindostu üzerinde Mart 24, 2008, 05:50:40 ÖS



Konu Başlığı: TBMM’nin "Su" raporu
Gönderen: sahillerindostu üzerinde Mart 24, 2008, 05:50:40 ÖS
TBMM’nin "Su" raporu

TBMM Küresel Isınma ve Su Kaynakları Komisyonu tarımdan ulaşıma, sanayiden ormana, meteorolojiden su kaynaklarına kadar Türkiye’nin irdelendiği 520 sayfalık bir rapor hazırladı. Raporla ilgili bilgi veren komisyon başkanı, Hatay Milletvekili Mustafa Öztürk, Türkiye'nin yağış rejiminde önemli bir değişim süreci başladığını belirtti.


Öztürk, önce Türkiye’de suyun yanlış kullanıldığına dikkat çekti. Tarımda vahşi sulamayla israf olan sulardan, yenilenmeyen şebeke borularından boşa giden sulara, kaçak kuyulara suyun pekçok alanda israf edildiğine dikkat çekti. Öztürk bu sorunları çözebilmek için “Suyun Yönetimi”nde derhal yeniden yapılanmaya gidilmesi gerektiğini, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın emrinde, suyu tek merkezden yönetecek güçlü, otoriter bir genel müdürlük oluşturulması gerektiğini söyledi.

Öztürk, ülkedeki yağış rejimlerinde bölgesel bazda ciddi değişimlerin olduğunu gözlemlediklerini vurguladı.”İç Anadolu'yu biz zaten kurak bölge olarak kabul ediyorduk. Şimdi, bu kurak bölgeye, Akdeniz, Ege ve Trakya'nın da eklendiğini söyleyebiliriz" diye konuştu.

TÜRKİYE’DE TOPLAM YAĞIŞ MİKTARINDA AZALMA VAR

Öztürk, şöyle devam etti: "Türkiye'de toplam yağış miktarında az da olsa bir azalma var. Yıllık olarak metrekareye düşen 650 milimetre yağışın 640 milimetreye kadar indiğini biliyoruz. Türkiye'de özellikle toplam yağıştan gelen kullanılabilir su miktarı, 112 milyar metreküptür. Bu suyun ancak biz 42

milyar metreküpünü kullanabiliyoruz. Türkiye'nin barajlarının su tutma kapasitesi 66 milyar metreküp. Aktif depolama kapasitesi açısından yeterli miktarda olan bu suyun değerlendirilemediği, kullanılamadığı görülüyor. Türkiye'nin, bu suyun tamamı için kullanılabilir yapı ve yatırım oluşturması gereklidir. Kullanılmayan 70 milyar metreküp suyla ilgili gerekli yatırımlar yapılmalıdır. Türkiye'de su tutma kapasitesi artırılmalıdır. Su tutma kapasitesi artırıldıktan sonra havza bazında geçişler sağlanmalıdır. Yani A havzasındaki su, B havzasına aktarılabilmelidir. Havzalar arası geçişi sağlayıcı sistemler oluşturulmalı."

TARIMDA VAHŞİ SULAMA SUYU İSRAF EDİYOR

Yağışlardan gelen 42 milyar metreküp suyun yüzde 94-98'inin tarımda kullanıldığına işaret eden Öztürk, tarımda kullanılan vahşi sulama yöntemlerinin aşırı miktarlarda su israfına neden olduğunu vurguladı. Öztürk, tarımsal sulamanın doğru bir şekilde yönetilmesi gerektiğini ifade etti.

SUYUN YARISI ŞEBEKE SİSTEMLERİNDE KAYBOLUYOR

Kullanılabilir suyun şebekelerden konutlara ulaşana kadar katettiği yola ilişkin sağlıklı yönetim planlamaları yapılması gerektiğini belirten Öztürk, belediyelerin şebeke sistemini kontrol etmesinin önemini vurguladı. Şebekelerdeki sızıntılardan kaynaklanan kayıpların önlenmesinin, ilk yapılması gereken çalışma olduğunu kaydeden Öztürk, şöyle devam etti:"Kaçak-kayıp oranlarının minimize edilmesi gerekiyor. Türkiye'de yaklaşık olarak 6.5 milyar metreküp su şebekeye veriliyor. Bunun yarısı, şebeke sisteminde kayboluyor. Belediyeler, bunu kendi yapamıyorsa kapasitesi güçlü firmalarla çalışarak şebekeleri kontrol edebilmeli, özelleştirmelerin önü açılmalı. Ülkemiz şartlarında 5 kişilik bir ailenin aylık su ihtiyacını 15 ton olarak kabul edersek, bunun üzerinde tüketiminin bedeli fevkalade yüksek olmalıdır. Bu gidişe 'dur' diyebilmek için önce ilgili kurumlar görev ve sorumluluğunu yerine getirmelidir. Son olarak, Hatice Hanım, Fatma Hanım ve Ayşe Hanım'a iş düşüyor. Suyu daha az, verimli ve ihtiyacı olduğu kadar kullanmalılar." Suyun, su kaynaklarının korunması, kente getirilmesi, arıtılması, atık suyun kentten uzaklaştırılması veya arıtılması, yatırım, işletme bedellerini karşılayacak şekilde ücretlendirilmesi gerektiğini anlatan Öztürk, "Eğer bu bedelleri doğru bir şekildeskullanmıyorsak, şebekelerde ciddi kayıplar varsa vatandaşlarımıza sağlıklı su içirmemiz mümkün değildir. Kayıp ne kadar artarsa, sızıntı ne kadar çok olursa, bu suyun çevresel risklerle karşı karşıya kalması o kadar artar. Bu nedenle, belediyelerimizin su kaynaklarının doğru yönetilmesine özen göstermesi gerekmektedir" diye konuştu.

SUYUN YÖNETİMİNDE YENİDEN YAPILANMAYA GİDİLMELİ

Öztürk, suyun doğru yönetilmesi durumunda küresel ısınmanın neden olacağı zararın minimum seviyelerde atlatılabileceğini söyledi. Öztürk, "Şu anda göllerimizde ve akarsularımızda çok başlı ve tek otorite olmayan bir yönetim anlayışı bulunuyor. Suyun kullanımına izin verenle, suyun kalitesini takip eden birbirinden bağımsız kurumlar var" dedi. Öztürk, tarımda ve organize sanayi bölgelerinde kullanılan suyun bir bedeli olmadığını, sadece "işletme bedeli" denilen, elektrik gibi hizmetlere ilişkin ücretlerin alındığını anımsattı.Bunun yanlış bir uygulama olduğunu savunan Öztürk, "Vatandaşın bahçesinde, tarlasında ekeceği ürününe göre suyun ne kadar kullanılacağı hesap edilmeli. Bunun için makul bir bedel alınmalı. Bunun üzerinde su tüketimi oluyorsa, kesinlikle bedel fevkalade yüksek olmalı. Vatandaşı bu şekilde bilinçlendirebiliriz" diye konuştu. Öztürk, "su doğru yönetilebilirse küresel ısınmanın neden olacağı zararın minimum seviyelerde atlatılabileceğini" vurgulayarak, "Şu anda

göllerimizde ve akarsularımızda çok başlı ve tek otorite olmayan bir

yönetim anlayışı bulunuyor. Suyun kullanımına izin verenle, suyun kalitesini takip eden birbirinden bağımsız kurumlar var" dedi.

SU YANLIŞ YÖNETİLİYOR       

Ülkenin genelinde su yönetiminde aksamalar yaşandığını anlatan Öztürk, bu duruma en güzel örneğin Sapanca Gölü olduğunu söyledi. Göldeki su tahsisinden, su kalitesinden, suyun izlenmesinden, suyun kirletici kaynaklarının kontrolünden kimin sorumlu olduğunu sordukları zaman tatmin edici bir cevap alamadıklarını vurgulayan Öztürk, şöyle devam etti:"Sapanca suyu, o bölgenin içme suyu, can damarı... O bölgemiz için konuşuyorum ama tüm göllerimizde de durum aynı. Sapanca Gölü'nün,  Adapazarı tarafından belediyenin mücavir alanı içerisindeki kısmında gerekli kolektör çalışmaları, önemli miktarda bir tarafta tamamlanmış. Diğer tarafta da tamamlanmakta ve atık sular artık bu bölgede göle gelmiyor. Çünkü, göl Adapazarı Belediyesi için olmazsa olmaz içme suyu kaynağı. Ama gölün, Adapazarı mücavir alanı dışında kalan kısımları da var. Yani, Kocaeli bölgesinde de sınırları var. Burada belediyenin çalışmalarını tamamlaması gerekiyor. Gölden, Kocaeli, Adapazarı belediyeleri ile Tüpraş su alıyor. Kim veriyor bu suyu? Tahsisi kim, neye göre yapıyor? Kim ne kadar su kullanıyor? Bu göl nasıl kirleniyor,  bu kirliliği kim nasıl izliyor? Gölden buharlaşan, akıp giden ve alınan su var. Bu dengenin optimum olması lazım, eğer gölün yaşamasını, sağlıklı kalmasını istiyorsak.Kontrollü ve su miktarını koruyucu bir şekilde su alınmıyor. O zaman su miktarı azalmaya başlıyor. Sapanca Gölü şimdiden bunun haberini  veriyor."

KAÇAK KUYULAR         

Raporda, yer altından kaçak kuyular yoluyla su çekilmesiyle ilgili tespitlere de yer verdiklerini anlatan Öztürk, bu kuyularla ilgili gecikmeden yaptırımlar uygulanması gerektiğini ifade etti."Kuyulara devletin bir kurumu elektrik enerjisi veriyor, diğer bir kurumu da bunları 'kaçak' diye arıyor" diyen Öztürk, şöyle devam etti: "Bazı kuyular, elektrik enerjisiyle çalışıyor. Bir yerden elektrik

enerjisi alıyor, bir yerde aranıyor. Çünkü, biz su zengini bir ülke değiliz. Su fakiri bir ülkeyiz. Hemen şöyle olacak, böyle olacak demiyoruz. Ama geçen yıl yaşadık su sıkıntılarını, Ankara'da, İstanbul'da, Konya'da, olmadı mı böyle sıkıntılar? Trakya'da Ergene nehri kirlenmiyor, kirli akıyor adeta. Atık su akıyor sadece.

SUYUN YÖNETİMİNDE DERHAL YENİDEN YAPILANMAYA GİDİLMELİ

Suyun yönetiminde derhal yeniden bir yapılanmaya gidilmeli. Çevre ve Orman Bakanlığı'nın emrinde suyu tek merkezden yönetecek güçlü, otoriter bir genel müdürlük oluşturulması gerekiyor.Yerelde de suyla ilgili çalışmalarda tasarruf hakkı sadece belediyelere verilmeli.Belediyelerin

çalışmalarında merkezi otoriteye bağlı kalmalı. Bu yapılanmanın altlıkları, 'Çerçeve Su Kanunu' adı verilecek bir kanunla düzenlenerek bu yapı oluşturulmalı. Bunun örnekleri, AB'de var. Bu model, ülkemizde geç kalmadan hayata geçirilmeli. Sıkıntılı evreye gireceğiz, bu evreye

girmeden bu önlemlerin alınması gerekiyor. Çünkü, su kullanımı gelecekte daha da artacak."



http://dogalhayat.ntvmsnbc.com/news.aspx?newsID=161