kocayurek
Ertan Yurderi/Kocayürek
Forumun Dedesi
Bilgili Üye
   
Offline
Mesaj Sayısı: 1281
HİÇ'likten ÖTE Siz, yine SİZ'siniz...
|
 |
« Yanıtla #5 : Kasım 24, 2007, 11:09:26 ÖS » |
|
Konu Nükleer Yasası. Ancak ben dahil birçok kişi (Bela) Yasası olarak bakıyor bu konuya...
Bu konumuzla ilgili Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Nükleer Güvenlik Komitesi ve Danışma Kurulu Eski Üyesi ve T.C. Okan Üniversitesi Mühendislik Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Nük. Müh. Tolga Yarman Cumhurbaşkanına yazı yazmış...
Ümit ediyoruz ki bu Prof'ümüzün yazdıklarını birileri ciddiye alacaktır...
Okuyun ve sorularınıza nasıl yanıt veriliyor, şaşırın...
Kimden: Tolga Yarman Kime: cumhurbaskanligi@ tccb.gov. tr Gönderme tarihi: 19 Kasım 2007 Pazartesi 18:19 Konu: IVEDİ / Nükleer Yasa... Cumhurbaşkanlığı Çankaya, Ankara Cumhurbaşkanı' nın onayına tekraren çıkmış bulunan "nükleer yasa", evvelce yapilmis uyarilar dikkate alinarak yapilmis oldugu anlasilan duzeltmelere karsin, maalesef hala daha; akıl almaz biçimde, dışarıda hazirlanmış, "tercüme bir metin" ozelligindedir. Böylesi bir gelişme, ona, yine onay veren kisi ve kuruluslarimiz acisindan, "utanç vericidir". Görüşlerim eklidir. Guzel dilekler, sevgi ve saygılarımla dikkatinize sunuyorum... Tolga Yarman, Prof. Dr. Galatasaray Üniversitesi (E), Okan Üniversitesi ____________ _________ ________ CUMHURBAŞKANI, KEZA PARTİLER, BU SÖZDE, “DÜZELTİLMİŞ”, “TERCÜME NÜKLEER YASA METNİNİ”, ANAYASA MAHKEMESİ’NE GÖTÜRMELİDİR!..
Prof. Nük. Müh. Tolga Yarman, Ph. D., Massachusetts Institute of Technology, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Nükleer Güvenlik Komitesi ve Danışma Kurulu Eski Üyesi, T.C. Okan Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kasım 2007
Bundan evvel, TBMM’den, Genel Seçim öncesi, palas pandıras geçen nükleer yasa metnini Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, malum, dikkatine taşıdığımız kaygılar uzantısında olarak, geri çevirmişti. (Bakınız, Cumhuriyet: 22 Mayıs 2007, Hürriyet - Ferai Tınç: 21 ve 28 Mayıs 2007.)
Yasa metnine en büyük itirazımız, bunun bir tercüme belge olduğunun, buram buram ortada bulunduğu, bu çerçevede, TBMM’nin, buna da bağlı olarak Türk Halkı’nın ciddi olarak istismar edildiği noktasında, yoğunlaşıyordu…
Aradan geçen zaman zarfında nükleer yasa metni, çok muhtemelen, önce Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nda, bilhassa da Türkiye Atom Enerjisi katlarında ele alındı, güya tornalandı; sonra TBMM Enerji Komisyonu’na getirildi, orada görüşüldü; sonra da TBMM Genel Kurulu’na indirildi ve burada yasalaştı. Eğer Cumhurbaşkanı onaylarsa, 5710 sayılı bu yasa metni, yürürlüğe girecek… Esasen, Cumhurbaşkanlığı Makamı’na, ikinci defa intikal ettiği için, bu durumda, Cumhurbaşkanı, yasayı onaylamak zorunda…
Ancak, Cumhurbaşkanı böyle bir metni Anayasa gereği olarak, bu aşamada (sergileyebileceğ i başkaca bir tasarruf olmadığı için) onaylasa dahi, onun peşini bırakmamalıdır; 5710 sayılı bu yasayı Anayasa Mahkemesi’nde, dava konusu yapmalıdır. Aynı yönde sorumluluk geliştirmesi gereken partilerimiz de, bu yasayı Anayasa Mahkemesi’ne götürmelidirler.
Cumhuriyet Savcıları; ilgili bürokratlar ve siyasiler hakkında, kovuşturma başlatmalıdırlar. Çünkü, bu 5710 sayılı yasa metni, ne yazık ki, önceki gibi bir ihanet belgesidir.
Bir defa, bu yasa metni, hâlâ daha buram buram tercüme kokmaktadır. Böylesi bir skandal, koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ne, önceki yasa metninin başına gelenlerden, yeterince ders çıkartılmamış olarak, tekraren, ihanettir. Birileri yasa metnini evvelce de ifade ettiğimiz gibi, yabancı dilde olarak kaleme almışlar, bizimkilerin önüne koymuşlardır. “Alın bunu, tercüme edin, nereden geçirecekseniz oradan geçirin, sonunda TBMM Genel Kurulu’na indirin, oradan yasa olarak geçirin”, demişlerdir. Bizimkiler ise (birazdan ve tekraren ortaya koyacağım şekliyle), çok hazindir ki, işte aynen böyle yapmışlardır!
Öyleyse, en önce bürokratik kademelerde, doğru dürüst, milli bir nükleer yasa metni hazırlayabilecek kadrolar, yoktur. Vardır da, öylesi gerektiği için kızaklara, alınmışlardır. Maalesef daha da kötüsü, bilhassa iktidar saflarında, böylesi bir metinde yer almış olan fahiş arızaları görebilecek, giderebilecek, milletvekilleri yoktur. Milletvekilleri, kanun yapma görevlerini savsaklamakta, otomatikte (en azından işte nükleer yasa metni örneğinde ortaya çıktığı şekliyle), “el kaldır, el indir” idmanından ibaret bir etkinliğe, sıkışmaktadırlar.
Bunun hesabı sorulur…
Çıkan 5710 sayılı yasa, 2690 sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Yasası’nı unutturmak istemişe benzemektedir. 2690 sayılı yasa, TAEK’e belli görevler vermektedir. Pekiyi o zaman bu yeni nükleer yasa, ne demek olmaktadır? Böyle tasarruf olur mu?
Her şey bir tarafa, öteki enerji tesislerimiz için, betahsis yasalar gerekmemektedir de, neden nükleer tesisler için, ayrıca işte 2690 sayılı TAEK kuruluş yasası ortada dururken, yeni bir yasa gerekmektedir? Cevap ne yazık ki şudur: Nükleer santral satıcıları böyle istemişler de, ondan… Bu olgu bile başlı başına fecidir…
5710 sayılı nükleer yasa, Anayasa Mahkemesi’nden döner; ama Cumhuriyet Savcıları’nın bu durumda haklarında kovuşturma açacağı sözüm ona, yetkililer ve siyasiler (keşke yanılsak), hesap vermeye gittikleri yerlerden, korkarız, dönemezler…
Bu yasayla pekiyi, nükleer teknoloji gelecek midir? Hiç bir biçimde gelmeyecektir.
Bu yasa bir “yap işlet” yasasıdır. “Yap işlet devret” yasası dahi değildir. Nükleerci lobilere nükleer elektrik alım garantisi verilmek suretiyle, bir ikramda bulunma, yasasıdır. Birazdan anlatacağımız gibi, inanılmaz yükümlülüklerin, ayrıca altına girilerek, sineye çekilmiş bir ödündür…
Hani özelleştirme esastı? Hani piyasa ekonomisi kuralları geçerliydi?
Nükleerde hiç böyle yapılmamıştır. Pekiyi, teknoloji alıyoruz da, onun için mi, piyasa gereği bir tarafa bırakılmıştır? Böyle bile, hiç değildir. Nükleer lobi gelecek, göstereceğimiz yere, tesisini kuracak, tıkır tıkır alım garantisiyle, bize nükleer elektrik satacak, nükleer pisliğini bile Hazine’ye yıkabilecek, sonra da çekip gidecektir!. .
- Beyler: Siz aklınızı peynir ekmekle mi, yediniz ki, şu güzelim ülkemize böyle bir akibeti reva görebiliyorsunuz?
Pekiyi, biz, getirilmek istenen nükleer tesisler üzerinde denetim gücümüzü kullanabilecek miyizdir?
Yine ne yazık ki, hiç bir biçimde “Hayır”; çünkü, Dünya’nın hiç bir nükleer ülkesinde görülmediği şekliyle, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 2690 sayılı yasaya, ayrıca aykırı olarak, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlanmış olup, nükleer santrali kuracak kuruluşla, denetleyecek kuruluş, aynı kuruluş olmaya sıkışmıştır. Herhangi bir ihale sahibi, müteahhitle ile ilgili anlaşmazlıkları , bir “hakeme” değil de, müteahhidin bizat kendine, çözdürür mü? Cevap: Evet, işte, bizde böyle olur!..
5710 sayılı nükleer yasada, bildiğimiz başka hiç bir yerde, rastlanmayacak cinsten, “Yerli Kömür Yakıtlı, Santrallerin Teşviki” diye, konunun en bıçkın bir uzmanının dahi, metni tekrar tekrar okumasına karşın, kolaydan çözemeyeceği, bir özel bölüm, diğer yandan, inanılmaz bir kara mizah tablosu oluşturmaktadı r…
Burada, bir alay laf kalabalığının arkasında, üstelik “Yerli Kömür Yakıtlı Santraların Teşviki” başlığı altında, Türkiye’de nükleer enerji üretimiyle, kömür santrallerinin, fiyat rekabeti, kırılmak istenmektedir… Metin fevkalâde üsturuplu hazırlanmıştır. O kadar üsturuplu hazırlamıştır ki, konuştuğumuz en güvenilir uzmanları dahi atlatmayı başardığı, şaşılası bir çizgide izlenmektedir.
“Yerli Kömür Yakıtlı Santraların Teşviki” başlığı altında, Türkiye’de nükleer enerji üretimiyle, kömür santrallerinin, fiyat rekabetinin, yasa ile kırılmak istenmesi, aklın hafsalanın alamayacağı, şer bir gelişmedir. TBMM Üyeleri’nin bu konuda ayıkmamış olmaları, inanılmazdır bir bühtandır, ihanettir.
Orada:
- Kardeşim, nükleer yasada, kömürün ne işi var?, diyecek adam yok mudur, anlamak mümkün değildir.
Metin, evvelki eleştirilerimiz inanıyoruz ki, dikkate alındığı, bu çerçevedeyse, bir hayli elden geçirilmiş olacağı halde, hâlâ buram buram tercüme kokmaktadır. Yer yer hatta, kimi deyimlerin tercümesi dahi yapılmamış, bu deyimler, yabancı dildeki gibi bırakılmışlardır, ya da tercümeler (tercüman, konunun uzmanı olmadığı için, olmalı), kullanılan deyimlerle örtüştürülmemiştir.
Bir örnek, Madde 5, 4. Fıkra’daki “0.15 cent / kwh (ABD Doları cinsinden)” ibaresidir. Bu ifade, tercümenin hangi dilden yapıldığını dahi, hemen ele vermektedir; “cent”, malum doların yüzde biridir; “kWh” ise, “kiloWattxhour” demek olup, bir enerji birimidir. Turkçesi “binWattxsaat” tir; bunun kısaltılmışı olarak kullandığımız rümuz, “bWs”tir (her halde, “kWh”, değildir).
Sonra, yasada “ABD Doları”nın, işi nedir?
Yasada, böyle ölçü kullanılır mı? ABD Doları, sabit bir para birimi midir? Kırk yıl sonra ne olacağı, çok mu bellidir? Ayrıca, “elektrik maliyetinin şu kadarda şu kadarı”, yani örneğin işte “kırkta biri”, dense; denmek istenen, değişebileği kesin, birimler tartısında, aldanmadan, ifade edilmiş olmaz mı?
Söz konusu tutar, nükleer santralin söküm masrafları için tahsis edilen parasal havuza, tesisi yapan firma tarafından (santralin ömrü boyunca) aktarılacak, tutardır… 5710 sayılı nükleer yasa, havuzda birikecek miktarın, söküm masraflarına, yetmemesi durumunda, Hazine’ye, birikmiş tutarın % 25’i (yüzde yirmi beşi) kadar bir yük bindirmektedir.
Nükleer elektriğin bugünkü maliyeti yuvarlak, yasadaki birimle söylersem, 5 cent / kiloWattxsaattir; demek ki, 0.15 cent / kiloWattxsaat, bu fiatın yuvarlak kırkta biri, olmaktadır. 1000 MegaWatt-elektrik gücündeki bir santral ortalama, ömrü boyunca yuvarlak yüzde altmışlık bir yükle çalışsa, bu durumda, kurucu firma, söz konusu havuza, yılda yaklaşık 10 milyon dolar, atacaktır. Kırk yılda bu tutar, 400 milyon dolara gelecektir ki, demek ki, sonunda Hazine’ye, allem edilip kalem edilip (bunun, %25’i olan) yüz milyon dolar, rahatlıkla fatura edilebilecektir. (Bütün bu tilkiliklerin, burada olamayacağına göre, dışarıda kurgulandığı bir kez daha ortaya çıkmaktadır.)
1000 MegaWatt-elektrik gücündeki bir santral yuvarlak 3-5 milyar dolardır. Söküm masrafları ise (ayrıca “nükleer kabristan” ve “nükleer defin” masrafları hariç), ederin yuvarlak onda birine rahat rahat gelebiliyor olup, 400 milyon doları gerçekten bulabilecektir… Yüz milyon doları da, Hazine’den olarak…
- Yaşasın serbest piyasa ekonomisi… Yaşasın özelleştirme!. .
5710 sayılı yasa metni “tam bir tercüme” metin demiştim…
Öncekine oranla, bir hayli elden geçirilmiş olsa bile, bu yasa metni, tercüme olduğunu, başka bir yerinden daha, yine fena halde, ifşa etmektedir. Metinde “şirket” lafı sık sık kullanılmaktadı r. Bizim ihale yasalarımızda, şirket sözcüğü, malum, yoktur… “Müteahhit” sözcüğü vardır… Şimdilerde “yüklenici”, “istekli” gibi, anlamı hemen derinlemesine çağrışıveren, güncel sözcükler kullanılmaktadı r.
Söz konusu bağlamda, “İhaleye giren şirket”, denmez, “ihaleye giren müteahhit”, veya “teklif veren müteahhit”, ya da işte (“müteahhit” yerine, ayrıca) “yüklenici”, ya da “istekli” denir. İhale kanunlarımızda, “İhaleyi kazanan şirket” deyimi de, geçmez… “İhaleyi kazanan müteahhit”, olur, ya da işte “yüklenici” olur…
“Şirket” sözcüğü, ayan beyan, Ingilizce “Company” sözcüğünün karşılığıdır ki, buradan yasa metnini, bir bilenin değil, bir tercümanın yazdığı sonucuna, bir kez daha varılabilir!. .
Ne diyeyim: Allah sizi, nasıl bilirse öyle yapsın!..
Yasa metninin, dışarıda hazırlandığı ve (Genel Seçim’den önce), Cumhurbaşkanı’ndan dönmüş olması sebebiyle, gecikmeden dolayı iyice kızmış olacak dış çevreler tarafından, kasık krampları çekilerek hazırlandığı, bu sefer bakın, ayrıca yasa metnini nerelerinden bellidir:
o Madde 3 (2) TAEK, Kanunun yürürlük tarihinden itibaren nükleer santral kurup işletecek şirketlerin karşılaması gereken ölçütleri, bir ay içinde yayınlar.
o Madde 3 (3) Bu Kanuna göre yapılacak nükleer güç santralları için yarışmaya katılacaklarda aranacak şartlar, şirketin seçimi, yer tahsisi, lisans bedeli, altyapıya yönelik teşvikler, seçim süreci, yakıt temini, üretim kapasitesi, alınacak enerjinin miktarı, süresi ve enerji birim fiyatını oluşturma usul ve esasları bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra iki ay içerisinde Bakanlık tarafından hazırlanacak ve Bakanlar Kurulunun onayı ile yürürlüğe girecek bir yönetmelikle belirlenir.
o Madde 3 (4) Bu Kanuna göre yapımı öngörülen nükleer güç santralları için üçüncü fıkrada belirtilen yönetmeliğin yayımlanmasından sonra en geç bir ay içerisinde teklif almak üzere TETAŞ tarafından ilâna çıkılır.
Şu aceleye bakın… Yasa metni evvelce Çankaya’dan dönünce, hayal kırıklığına uğramış sıkılmış, kızmış, sabırsızlanmış, Yabancı Beyefendi Kardeşlerimiz, TBMM üzerinden Kanun’la, TAEK’e, TETAŞ’a, hatta Bakanlar Kurulu’na, sure tahdidiyle (sınırlamasıyla) , görev veriyor…
Böyle bir rezalet olabilir mi? Kanun bir defa, şahsa, ya da duruma özel değildir. Yok bir ay sure, yok iki ay süre, yok en çok bilmem ne sure…Elinin körü… Bu surelerin, genel olması gereken yasada, Tanriaskina, ne işi var?..
Bu kanun, sırf, herhangi bir kanun lafzının uyması gereken “genel olma koşulunu” ihlâl etmesi dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi’nden dönecektir…
Son bir nokta olarak, yasanın 5. Maddesi, 5. Fıkrası’nda yer alan Paris Sözleşmesi’ne değinmek istiyorum. Burada yasa şöyle demektedir:
Madde 5 (5) Nükleer yakıt, radyoaktif madde veya radyoaktif atık taşınırken veya santralda bir kaza olması durumunda 29/7/1960 tarihli Nükleer Enerji Alanında Üçüncü Şahıslara Karşı Kanuni Sorumluluk Hakkındaki Paris Sözleşmesi ve ek değişiklikleri ile diğer ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri uygulanır.
Bundan once (Cumhurbaşkanı tarafından Mayıs 2007’de veto edilen yasa metninde, bir tek “Paris Sözleşmesi” denmiş, bu deyimden ne kasdedildiğini, belli edecek, başkaca herhangi bir tarihe ya da numaraya yer verilmemişti. (Evvelki yasa metinin, ne denli aceleye getirildiğini, artık, buradan da anlayın!..) Bu sefer, Paris Sözleşmesi’ne, tarihiyle atıf verilmiş…
Bir defa, acaba kaç milletveklili bu sözleşmenin içeriğini bilmektedir, doğrusu merak etmemek elde değildir. Kaçı buradan, ağızdan yel alsın, nükleer kara günümüzde, sağlayabileceğ imiz desteğin (örneğin Çernobil’in faturası birkaç yüz milyar dolarken), hepsi bir milyar dolarla sınırlı olduğunu biliyor, bu hususu da merak etmemek elde değildir. Ama asıl, söz konusu Paris Sözleşmesi, 28 Ocak 1964’te, keza 16 Kasım 1982’de değiştirilmiştir. Niye bu bilgi yasada tasrih edilmemektedir, anlamak mümkün değildir. Yasa metninde (“Paris Sözleşmesi” dendikten sonra), “ek değişiklikleri ile diğer ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri uygulanır”, denmekle, yetinilmektedir. Nükleer bir kara günle ilgili olarak bu kadar muğlak, bu kadar afaki, konuşulur mu?
Ne demekmiş, “diğer ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri”?.. Tasrih ederek, iyice bir korumaya alsana, kendini… Olacak şey değil!..
Sayageldiğimiz, birbiriyle didişircesine ihanet boyutunda, birbirinden üzücü, birbirinden gayrı milli, yasa yaptırımlarının, 5710 sayılı nükleer yasaya, nasıl olup da sızdığı, bunların nasıl olup da ayıklanamadığı, bu bir tarafa, sonunda nasıl olup da kanunlaşabildiğ i konularında, Cumhuriyet Savcıları; ilgili bürokratlar ve siyasiler hakkında, kovuşturma başlatmalıdırlar.
Çünkü, 5710 sayılı yasa metni, ne yazık ki, önceki gibi, bir aşağılanma ve bir ihanet belgesidir.
**************************************************************************************************************
İŞİN BAŞKA BİR REZALET BOYUTU:
TBMM'den geçen "Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Yasa" ya göre Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), nükleer faaliyetlerin düzenlenmesi ve denetlenmesi görevini yerine getirecek yeni bir kurum kurulana kadar denetleme görevini üstlenecek. Türkiye'de nükleer santral olmadığı için bu konuda yetkin olmayan TAEK, görevlerini yerine getirirken, özel bilgi ve ihtisas gerektiren işlerde, kadro aranmaksızın, uygun nitelikli yerli ve yabancı uyruklu sözleşmeli personel çalıştırabilecek.
TAEK, Ukrayna ile 7 Haziran 2005 tarihinde Ankara'da "Türkiye Atom Enerjisi Kurumu ile Ukrayna Devlet Nükleer Düzenleme Komitesi Arasında Nükleer Düzenleme Konularında Teknik İşbirliği ve Bilgi Değişimi Mutabakat Zaptı" imzaladığı için söz konusu desteğin bu ülkeden alınması bekleniyor. Türkiye’de kurulacak nükleer santralların denetlenmesi için destek olacak Ukrayna’nın; bugüne kadar sahip olduğu Çernobil de dahil 4 nükleer santralda "erime, yangın, patlama, emniyet sorunu, inşaat oyukları, sel" de dahil çok sayıda ciddi sorun yaşanmıştı. TAEK'in, desteğine başvuracağı Ukrayna'nın, nükleer santrallerindeki sabıkaları ise şöyle:
Çernobil:
Çernobil'de, 26 Nisan 1986'da 4. ünitede erime oldu. İnsan hatasından kaynaklandığı ifade edilen bu faciaya bağlı olarak sadece Ukrayna'da 125 bin kişi öldü. Çok daha fazla kişide yaralanma, radyasyon etkileri ve kanser vakalarına rastlandı. 1982'de üst yakıt kanalı patladı. 1991'de 2. ünitede yangın çıktı. 4. ünitenin halen yaydığı radyasyona karşın 1 ve 3 No'lu üniteler üretime devam ediyor. Üstelik 3 No'lu ünite, faciaya yol açan 4 No'lu ünite ile aynı binada bulunuyor.
Rovno:
1984'te inşaat sıvılarının akıntısı, reaktörün altında bulunan tebeşirli kayaçlarda oyuklar açtı. Bu oyuklara çimento basılabilmesi için inşaata ara verildi. Buna rağmen kayaçların çökmesi olasılığı devam edince, SSCB yönetimi, 1989 yılında Rovno'yu kapattı. Ancak sonra bundan vazgeçildi. 1989'da çok sayıda radyasyon kaçağı oldu. 1990'da arıza yüzünden 3 No'lu reaktör devre dışı kaldı.
Zaporozhye:
Mart 1991'de bölgede ve yakındaki Miçurino köyünde yüksek radyasyon ölçümleri alındı. Mayıs 1993'te 5. ünitede bir kişinin ölümüyle sonuçlanan yangın çıktı. Reaktörlerin sel alanına inşa edildiği, inşaat çalışmalarının başladığı 1980'den 1992'ye kadar inşaatçı firmadan gizlendi. Bir santralda en fazla 4 reaktör olan uluslararası emniyet sınırı, bu santralda geçildi. Zaporozhye, Avrupa'daki 6 reaktörlü tek santral.
Güney Ukrayna:
Uluslararası standartlara göre, santralların soğutma için yanına kuruldukları nehrin suyunun en fazla yüzde 5'ini kullanması gerekirken Güney Ukrayna, Bug Nehri'nin suyunun yüzde 10'dan fazlasını kullanıyor. 1972'de yapımına başlanan santralda, 1992'den beri nükleer atıklar reaktör yanındaki havuzlarda depolanıyor. Reaktör basınç odalarında çatlaklar, yangınlar çıktı. Reaktörler, iki kıta levhasının birleştiği aktif bir sismik zon üzerinde.
|