1992 yılında Rio De Janeiro’da kabul edilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girdiSözleşme atmosferde tehlikeli bir boyuta varan insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının, iklim sistemi üzerindeki olumsuz etkisini önlemeyi ve belli bir seviyede durdurmayı amaçlıyor. Kyoto Protokolü ise 11 Aralık 1997 tarihinde imzalandı. Protokol, ülkelerin sera gazı emisyonlarını azaltmayı hedefliyor.
Kyoto Protokolü’ne taraf olan ancak imzalamayan Türkiye, sözleşmenin Ek-1 listesinde yer alıyor. Ek-1 ülkeleri protokol kapsamında sınırlama getirilen altı sera gazı toplam emisyonlarını, 2008-2012 döneminde 1990 yılı seviyesinin en az yüzde 5 altına indirmeyi taahhüt ediyorlar. Protokol, Türkiye’yi gelişmiş ülkelerle aynı listede yani EK-1’de gösteriyor. EK-1 en fazla yükümlülük üstlenen ülkelerin bulunduğu liste. Ancak Türkiye Ek-1 ülkesi olmasına rağmen özel koşullara sahip ve 2012 yılına kadar sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik bir yükümlülük altında değil.
Türkiye ve Kyoto
Türkiye, OECD ülkeleri arasında kişi başına fosil yakıtlardan kaynaklanan karbon salınımında 3,3 ton ile en düşük düzeye sahip. OECD ülkelerinin ortalaması 11.1 ton, dünya ortalaması 4 ton ve AB ortalaması 9 ton. Türkiye, ABD ile birlikte Kyoto Protokolü’nü imzalamayan 2 ülkeden biri. ABD’nin yıllık karbon salınımı 5.5 milyar ton iken Türkiye’nin 297 milyon ton. ABD dünyadaki emisyonun yaklaşık yüzde 24’ünü tek başına gerçekleştiriyor. 1990-2004 döneminde Türkiye’de elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı 2 katına çıktı. Ancak toplam elektrik üretimindeki daha yüksek artış nedeniyle, toplam elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin payı yüzde 24 azaldı. Türkiye, Kyoto Protokolü’nü imzalarsa 2012 yılında kadar yükümlülük altına girmiyor.
Ataletin bedeli!
Büyük umutla gittik Bali’ye. Türkiye bakan düzeyinde temsil edilecek ve hatta belki bir sürpriz yapıp Başbakan da gelecek ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda verdiği olumlu işaretin arkasında durarak, Bali’de Kyoto Protokolü’ne taraf olacağımızı açıklayacak diye.
İçim burkuldu! Norveçli bir arkadaşım kendi başbakan ve iki bakanının Bali’ye ulaştığını söylediğinde... Kyoto’ya taraf olduklarını açıkladıktan sonra Avustralya Başbakanı da geldi Bali’ye. Açılış konuşmalarında tam 6 devlet başkanı ve 101 ülkenin bakanı vardı. Herkes Avustralya’yı kararından dolayı kutladı. Bizden Kyoto’ya doğru bakan yoktu...
Silik, beyaz renkli isimlik
İçim burkuldu! Toplantılarda ülkelerin dizildiği masalarda isimlikler var. UNFCCC’ye üye 192 ülkenin isimliklerinin çoğu parlak siyah renkli, çok azı Türkiye’ninki gibi silik beyaz renkli. Kyoto Protokolü’ne taraf olan bizimle aynı sıradaki Tuvalu ve Türkmenistan’ın da parlak siyah isimlikleri var. Kyoto Protokolü’ne taraf 176 ülke arasında biz yokuz. Kyoto Protokolü’ne katılmayan büyük ülkeler arasında sadece Türkiye ve ABD kalmış. Protokol’de salım azaltımı konusunda hukuki zorunlulukları olan ve ek-B’de yer alan 36 gelişmiş ülke var. Biz zaten bu listede yokuz, dolayısıyla taraf olsak salım azaltma konusunda hukuki zorunluluğumuz olmayacak. Taraf olsak söz hakkımız olacak ve 2012 sonrası süreçte neler olacağı konusunda uluslararası alanda söz sahibi olacağız.
Açılış konuşmalarında herkesin ağız birliği ettiği “Ataletin bedeli, hareketin bedelinden daha yüksek” söylemi geliyor aklıma. UNFCCC’de geç kalmamızın bedelini yararlanamadığımız milyonlarca dolar Küresel Çevre Fonu desteği ile ödedik. Ama belki daha da önemlisi bu konuda herkes koşarken, araştırmalarını yapıp, eylem planları hazırlarken biz arkada baka kaldık. Kyoto’da bu kadar gecikmemiz ise uluslararası alanda hem söz hakkımızı hem de prestijimizi elimizden alıyor. Daha kötüsü gerekli hazırlıklara başlamazsak düşük karbon ekonomisine odaklı yeni dünyada ekonomik rekabet gücümüzü kaybedip yoksullaşacağız da. Hiç düşünmek istemiyorum ama bu tutumla devam edersek, karbona müptela ve dünyayı zehirleyen yüksek karbon teknolojilerinin dünya hukuk sistemi dışındaki karanlık kenar mahallesi de olabiliriz...
Türkiye liderlerini arıyor
İçim burkuldu! Almanya çıktı, göğsünü gere gere dedi ki “Ben hazırım”. Bakanlar Kurulu 5 Aralık 2007 tarihinde ortak geleceğimiz için dünyada 2050 yılında karbon salımlarının 1990 seviyesinin yarısına inmesi gerekliliği kabul ettiğini ve bunun için üzerine düşeni yaparak Almanya’da 2012’ye kadar !, 2020’de @ ve hatta 2050’de düşürüleceği kararını verdi.
Bunun için enerji verimliliği iki katına çıkarılacak ve bütün yatırımlar yenilenebilir enerjilere yönlendirilecek. Tarımdan ulaşıma bütün sektörler için hesaplamalar yapılmış, hedeflerin gerçekçi olduğuna karar verilmiş ve nelerin yapılacağı planlanmış. Karar metninden alıntı yapıyorum, “İklimin korunmasının ilerleme ve inovasyonun arkasında bir itici güç olduğuna güçlü bir şekilde inanıyoruz. İklimi korumak büyüme ve refah ile el ele gidiyor. Bunu kanıtlamaya kararlıyız”. Bu konuda ise hâlâ mahmur mahmur gözlerini ovuşturan Türkiye, vizyon sahibi ve kararlı liderini arıyor. Çok geç olmadan Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’nin geleceğini çizecek iklim değişikliği ile mücadele ve uyum konusunda itici güç olmasını ve bütün politik ve bürokratik mekanizmayı harekete geçirmesini bekliyoruz... Kaybedecek vaktimiz yok ve kaybedecek çok şeyimiz var, ataletin bedeli hareketin bedelinden çok yüksek...
Dr. Uygar Özesmi TEMA Vakfı Genel Müdürü
Kaynak:
http://w10.gazetevatan.com/root.vatan?exec=pazarvatan_detay&hkat;=51&hid;=11913