Skip to content
susuz pisuar
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

 
Gelişmiş Arama

5199 Mesaj 2421 Konu- Gönderen: 2893 Üye - Son üye: Mutanters

Ağustos 29, 2008, 08:24:50 ÖÖ
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: SAHİBİ ELDORADOGOLD OLAN TÜPRAG’A YANITIMDIR  (Okunma Sayısı 172 defa)
sahillerindostu
erkan ilkay (küresel ısınma karşıtı)
Genç Yönetici
Bilgili Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1911


Lütfen imzama bakın


WWW
« : Haziran 29, 2008, 11:34:15 ÖÖ »

İnay Vicdan Hareketi Sözcüsü Muammer Sakaryalı'ya TÜPRAG Madencilik Şirketi tarafından 50 bin YTL'lik tazminat davası açılmıştır. Söz konusu dava ile ilgili olarak Muammer Sakaryalı'nın yaptığı basın açıklaması metnine aşağıda yer veriyoruz.

SAHİBİ ELDORADOGOLD OLAN TÜPRAG’A YANITIMDIR
 

“Ne azgın canavarlar üstüne yürümüşüz
BİR DEMET ÇİÇEK İÇİN;
Neyimiz var neyimiz yok vermişiz
BİR NARİN DİLEK İÇİN;
Yıllarını taş duvarlara oymuşuz ömrümüzün
BİR HIRÇIN YÜREK İÇİN;
Şimdi çevremizde yosunlaşmış sessizlik, yabanıyız gittiğimiz her şehrin, çiğdemsiz, kükremesiz;
Kimsecikler sezmiyor boynumuzda didişen örümceğin zehrini;
Ziyanı yok, nasıl olsa nabzımızda durulanır yaşamın iksiri…”
 

Nihat BEHRAM *
 

Bir zarf uzattı elime postacı sessizce.
Gördüm ki Tüprag şirketi benden 50 milyar TL para istiyormuş!

Anlaşılan o ki, bu altıncı şirket benim ve benim şahsımda İnay köylülerinin cezalandırılarak susmamızı istiyor!

Kışladağ’da 600 hektar alanı delik deşik edip 240 milyon ton kayayı işleyen, 15 yılda 70.000 ton siyanür zehri kullanan, binlerce ağacımızı kesen, parasını verip Ovacık köyünü tarihten silen, 270 ton altının yalnızca 98 tonunu alıp geriye kalanını bir daha kazanılamaz hale getiren, bize 110 milyon ton pasa ve 130 milyon ton öğütülüp siyanürle işlem görmüş atık bırakan TÜPRAG; 17 yıl boyunca (zaten kıt olan suyumuzun) 30 milyon tona yakın yer altı suyumuzu tüketen TÜPRAG; yaban domuzlarımızı yerinden yurdundan süren; binlerce insanımızı “şu anda zehirleniyor muyuz?” ENDİŞESİYLE yaşatan TÜPRAG; Kışladağ’da altının 1 onsunu 129 USD ye mal edip 650-750 USD’ye asıl sahibi Eldoradogold’a satan TÜPRAG; bizi yönetenlerin her türlü teşviki sayesinde kullandığı elektiriğin ve suyun yüzde 50’sini, SSK primlerinin yüzde 80’ini Türkiye halkına ödeten TÜPRAG; bizim memlekete devlet hakkı denen yüzde 2 (% 2) lik miktarı altın minerali üstünden değil, kendi beyanına göre ve ocak başı rafine edilmemiş ederi üzerinden yapan ve yok denecek kadar vergi ödeyen TÜPRAG; kendilerine köylüler, Eşmeliler, Ulubeyliler, Uşaklılar muhalefet etmesin diye “sosyal sorumluluk” adıyla damızlık koyun dağıtan, bir kaç köye kanalizasyon yapan, sponsorluk vb yapan ve bunun rüşvet olmadığını söyleyen TÜPRAG; sözüm ona çevre derneği kurdurup bu derneğin başkanını denetlemeci ve üyelerini de işe alan TÜPRAG; Söğütlü köylülerinin kendi köylerine ait mera davalarından vazgeçmeleri karşılığında 125.000 YTL ve 13 kişiyi işe alma sözü verip bunu da Ulubey Kaymakamının koordinatörlüğünde protokola bağlayan TÜPRAG; dünyadaki siyanürlü altın işletmelerinin yol açtığı trajik kazaları yok sayan; yaşamı savunanlara kulp takan ve işletmesinde kullandığı siyanürü en büyük siyanürcü ALMAN DEGUSSA’dan alan TÜPRAG; açık ocakta cevheri siyanür çözeltisiyle yıkadığı için, çözeltinin havayla teması nedeniyle hidrojen siyanüre dönüşen ve bunun da yaklaşık yüzde 30’unun atmosfere karıştığı bilimsel bir gerçek olan; Danıştay 6. dairesinin 09.07.2007 tarihinde verdiği kapı gibi YÜRÜTMEYİ DURDURMA kararıyla kapatılan ama hukukun arkasından dolanılarak yeniden Kışladağ’ı açan TÜPRAG; şimdi manevi saygınlığına halel getiren AÇIKLAMALAR yaptığımı söylüyor ve benim cezalandırılmamı istiyor!

Ne demişim?

“İnay’da kuzular meleyemeden ölüyor!” demişim. Bunun nedenini sormuşum! Köylülerin endişelerini ve kuşkularını dile getirmişim! Yazıktır, günahtır ve ayıptır bu sakat doğumların ve 500 ü aşan kuzu ölümlerinin nedenini bulun ve açıklayın, demişim!

Dedim. Şimdi de diyorum: İnay’daki kuzu ölümlerinin, tilki ölümlerinin; ağzı olmayan, gözü olmayan, hilkat garibesi gibi doğan kuzuların; dört tane ayağı olan civcivin NEDENİNİ BULUN EY YETKİLİLER! Bunların Kışladağ Altın Madeninden kaynaklanmadığını kanıtlayın! Ve kurtarın insanımızı “ÇOCUKLARIMIZ DA SAKAT DOĞACAK MI?” endişesinden!

Kışladağ’da Tüprag değil (şirket nasıl acı çeker?), Kışladağ’da ağaçlar, böcekler, domuzlar, börtü böcek, ekip biçtiğimiz toprak, içtiğimiz ve yunup yıkandığımız su, nefeslediğimiz hava ACI ÇEKİYOR!
Kışladağ civarında insanlar elem içinde! “Ya ilerde çocuklarımız da bu kuzular gibi gözsüz, ağızsız, ayaksız, karnı dışarıda doğarsa biz ne yaparız!” diyen İnay köylülerinin feryadı ve endişesi az bir şey midir? Bu endişeyi duyup dile getiren insanı duymak ve endişeyi gidermek kimin görevi?

Saygınlığına ASIL halel gelen Kışladağ ve civarıdır! Saygınlığı asıl yıpranan Türkiye’dir! Çünkü Kışladağ Türkiye’dir. Tıpkı Bergama Ovacık, Artvin Kafkasör, Kazdağları ve yöresi, Turgutlu Çaldağı, Kozak yaylası ve Munzur vadisi gibi.

Şimdi “efendiler” diyor ki, “Vay sen bizim şirketin saygınlığını ayaklar altına alıyorsun.”
Hayır!
Kışladağ’da canlı yaşamın saygınlığının ayaklar altına alınmasına karşı ses çıkarıyorum-çıkarıyoruz! İnsan olmanın tepkisini veriyoruz! Kadınların, çocukların, çiçeklerin, böceklerin, ağaçların, suyun, tohumun ve toprağın ve bilcümle canlı yaşamın VİCDANI olmaya çalışıyoruz! Ve buna devam edeceğiz. Bu suç olsa bile bu suçu işlemeye devam edeceğiz! Hırçın yüreklerimiz, “bir demet çiçek için”, “bir narin dilek için” ses verecek. Çünkü İnaylı Galip Çoban; “42 yıldır hayvancıyım alt çenesi olmayan kuzum ilk defa doğuyor!” diyor. 80 yaşındaki İbrahim Uysal; “60 sene çobanlık yaptım böyle felaket görmedim,” diyor! “32 senedir koyun güderim, böyle acı çekmedim,” diyor İbrahim Öztemel. Bu insanların feryatlarını kim duyacak? Bu çekilen acının ve endişenin parasal karşılığı var mı?

Bu insanlar sakat doğumların ve ölümlerin Kışladağ altın madeninden kaynaklanabileceği kuşkusunu taşıyorlar. Haksızlar mı? Ben de bu durumu açık açık dile getiriyorum, suç mu işlemiş oluyorum?

Hayır! İnaylılar kuşkularında haksız değil! Ben de bunu onlarla birlikte dile getirdiğim için suçlu değilim!

Çünkü 2006 yılı Haziran sonunda Eşme’de 1400 ila 2000 kişi arasında insan baş dönmesi, nefes alma zorluğu, kusma isteği vb nedenlerle hastanelere koştu! Bu durumun kimyasal zehirlenme belirtisi olduğunu söyleyen hekimlerin önerisi üzerine araştırdık. Devlet yetkilileri insanların kanında siyanür-siyanat analizi yapmadı. 72 saat sonra İzmir’den gelen heyet gönüllü insanlardan kan aldı, anket yaptı. Ama yetkililerimiz bu kanlara “el koydu.” Bari kendileri siyanür analizi yapsalardı, yapmadılar. Kanda arsenik baktılar. Oysa bakılması gereken o anda ağır metal değil, siyanürdü. Ve Ege bölgesinde siyanür bakacak akredite olmuş bir laboratuar da yoktu!

Sonra gönüllü insanlar yeniden kan verdiler. 9 tane insanın kanında olması gereken LİMİT DEĞERLERİN ÇOK ÜSTÜNDE (18 ila 40 kat) SİYANÜR ÇIKTI. Bu gerçek resmi yetkililerin günü kurtaran açıklamalarıyla örtülmek istendi. AMA GERÇEĞİN ÜSTÜNÜ NE ZAMANA KADAR ÖRTECEK SİNİZ ? NİTEKİM ÖRTEMEDİLER!  Bu gerçek ortada duruyorken insanlar niçin kuşkulanmasın? (Belgeler ekte)

Kuşkulanmakta son derece haklılar.
Çünkü hukukun belge istediğini bildikleri için 30 Temmuz 2007 TARİHİNDE yaşadıkları zehirlenmeyi tutanak haline getirdiler ve altına imza attılar. (Tutanak ekte) Tutanak tutan köylüler olmayı öğrenen İnaylılar bu belgeyi Uşak valiliğine de mahkemelere de sundular. O gün yağmurlu ve madenden doğru rüzgar esen bir gündü ve “acı badem kokusu”, “yanık kablo kokusu” vb gibi ifade ettikleri kokular sonrasında aynen Eşmelilerin yaşadığı hastalık belirtilerini yaşadılar. Ama kolları kısa ve olanakları kıt olduğu için ve kendilerine inanan duyarlı yetkililer bulamadıkları için kan analizi yaptıramadılar.

Ve zehirlendiklerini söyledikleri günün, günlerin üzerine beş – beşbuçuk ay saydılar: Tam da kuzuların hamilelik sürecine denk geliyordu sakat ve ölü doğumlar! Kuzu hasatları yüzde 80 ölçeğinde telef olmuştu. Canları gene yanmıştı. Canı yanan insan feryat etmez mi? Elem içinde kıvranan insandan kim susmasını bekleye bilir? Ancak “yüreklerinin kulakları sağır” olanlar böyle bir beklenti içinde olabilir! Ve bir de kâr hırsı uğruna yanıp tutuşanlar! Yaşadığımız tam da budur: “Bizim kârlarımıza kâr katmamıza engel oluyorsunuz” denmek isteniyor! Canınız da acısa susun, kuzularınız-tilkileriniz de ölse ses çıkartmayacaksınız, çünkü yetkililer bizden yana” denerek bize gözdağı verilmek isteniyor!

Bizim yetkililer nezdinde sizin “çok itibarlı olduğunuzu” biliyoruz! Çünkü tüm idare -yukardan aşağıya kadar- sizden yana!

Fakat bu bizi hiç ilgilendirmiyor! Çünkü canımız yanıyor! Çünkü vicdanımız kanıyor! Çünkü geçim araçlarımız ölüyor! Çünkü yaşamımız hakkında endişeliyiz! 50 milyar değil 50 trilyon da isteseniz, üstümüze ordular da sürseniz, Irak’taki gibi Başkan Bush üzerimize bomba da yağdırsa; bağırıp çağırmaya, feryat etmeye, sesimizi tüm dünyaya duyurmaya devam edeceğiz!

“Bizim yetkililer nezdinde çok muteber olduğunuzu” biliyoruz! Bunu her gün görüyor ve yaşıyoruz. Ama bu durum bizi hiç ilgilendirmiyor. Borç batağına batmış bir ülkenin, borçlarını yeni borçlar bularak ödeme şaşkınlığının yeraltı zenginliklerimizin talanı karşılığında olduğunu biliyoruz. Soğuk savaş sonrası kapitalist sistemin iş bölümü sonucunda bütün kirletici faaliyetlerin bizim gibi ülkelere düştüğünü de biliyoruz. Var olan hukukun deregüle edilmesinin yeni liberalizmin gereği olduğunu da biliyoruz! Siyanür liçi bulunmadan önce Kışladağ gibi düşük tenörlü madenlerin madenden sayılmadığını da biliyoruz. Başka şeyler de biliyoruz ve bunları yazıyoruz. Canımızın nasıl yandığını ve nasıl feryat ettirildiğimizi yazıyoruz. Yarınlarda sizin çocuklarınız da okuyacak.

Fakat bildiğimiz başka bir şey daha var: Yalnız değiliz! Bizim gibi düşünen, çevre denen şeyin insanın yurdu olduğunu bilen, doğanın tüketilmemesi gerektiğine inanan birçok vicdan ve izan sahibi bilim insanı, hukuk insanı yandaşımız var! Su, toprak, hava, çiçek böcek, kurt kuzu, çocuklar ve kadınlar ve bilcümle mahlûkat bizimle beraber!

Ve koskoca Danıştay 6.dairesinin yürütmeyi durdurma kararı var. Danıştay size dedi ki; “Telafisi olanaksız zararlar doğacaktır, derhal madeni kapatın, yeni bilim insanı bilirkişiler bulun, bunlar yeni rapor hazırlasın ve yerel idare mahkemesi bu rapora göre karar versin.” Evet aynen böyle dedi. Siz ne yaptınız?

Hukukun arkasından dolanarak Kışladağı yeniden açtınız. İnsanları yeniden endişeye sevk ettiniz. Bizim idareciler nezdinde, sizin çok itibarlı olduğunuz buradan belli. Şu anda hukuka rağmen, yasalara rağmen çalıştırıyorsunuz madeni. Meşru da değilsiniz, yasal da değilsiniz bizim gözümüzde! Bu nedenle biz sizi ve Çevre Bakanlığı yetkililerini suçladık, suçluyoruz!

Sizi suçladığımız için de tazminat istemeliydiniz bizden? Neden istemediniz? Egeçep olarak, bakın aynen 10 Mart 2008 tarihinde şunları söylemiştik:



SUÇLUYORUZ!

Ey insanlar, demokratlar, hukukçular, çevreciler, kadınlar...

Elimizde Uşak valiliğinin bir açıklaması var. Lütfen okuyun. Bakanlık kanunsuz emir verebilir mi? Bir vali bu kanunsuz emri uygulayabilir mi? Bakanlık kanunsuz emir verirse, bu emri vali uygularsa suçlu olmazlar mı? Peki bunların yakasına kim yapışacak? Danıştay’ın 6. Dairesinin yürütmeyi durdurma kararı ortadan kalkmamışken, "Ben bu kararla bu madeni açarım", bir kılıfını bulurum ve delerim bu kararı, denebilir mi? Hukuk fakültelerinin “idare hukuku” derslerinde, kötü örnekler olarak okutulması gereken olaylar  yaşanıyor Kışladağ’da.

Nasıl olduğunu anlatalım sizlere:

Uşak’taki Kışladağ Altın Madenini 06.03.2008 tarihinde yasadışı bir şekilde yeniden açtılar. Hem de kamuoyunu yanıltarak, yalan beyanlarda bulunarak açtılar. Bu nedenle hukuk tanımayan ve yalan açıklamalarla kamuoyunu yanıltan Eldorado Gold-Tüprag yetkililerini suçluyoruz.

Sadece şirket yetkililerini de değil, şirket yetkilileriyle elele verip hukuksal durum apaçık bizim(toprağın-suyun-havanın-yaşamın) lehimizeyken, tam tersine bir durum varmış gibi madenin açılmasına izin veren Çevre ve Orman Bakanlığı yetkililerini de suçluyoruz. Onları şimdi de tarih önünde de suçluyoruz.

Gerçek durum şudur: 11.07.2006 tarihinde resmen açılışı yapılan altın madeninin ÇED olumlu belgesinin iptali davası açılmış, Manisa idare mahkemesi 2 ye 1 oyla itirazımızı reddetmiş ama temyiz incelemesini yapan Danıştay 6.Dairesi oy birliğiyle 09.07.2007 tarihinde işlemin yürütülmesini durdurmuştur. Ve Kışladağ altın madeni 17.08.2007 tarihinde resmen kapatılmıştır. Danıştayın ÇED olumlu belgesinin “açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanmasını telafisi imkansız zararlar doğacağı için” yürütmesinin durdurmuş olmasına bağlı olarak; madenin Birinci Sınıf Gayri Sıhhi Müessese Deneme İzni, Açılma Ruhsatı, su kuyularının açılmasının izinleri vb. de iptal edilmiş ve madenin açılması hukuken olanaksız hale gelmiştir.

Bunun üzerine şirket ve bakanlık yetkilileri madenin yeniden açılması için fırsat kollamışlardır: Maden kapalıyken Liç alanının genişletilmesi, 8 Kasım 2007 tarihinde şirket patronunun bakan Kürşat Tüzmen’e yazdığı mektup, şirketin internet sitesinde “Türkiye’de hükümet yetkilileriyle görüşmelerimiz devam ediyor, en kısa zamanda madeni açacağız,” biçimindeki açıklamalar fırsat kolladıklarının bazı örnekleridir.

06.02.2008 tarihinde Danıştay 6. dairesi, Manisa İdare mahkemesinin bizim aleyhimize olan kararını esastan bozmuş, “yeniden bilirkişi heyeti oluşturulması ve , siyanür liçi yönteminin uyuşmazlık konusu altın madeni tesisinin yer aldığı alanın ve çevresinin topoğrafik, meteorolojik, hidreolojik, toprak yapısı vb. unsurlar dikkate alındığında bilimsel, teknik, ekonomik ve çevreye uyum yönünden seçilen en uygun teknik olup olmadığının, bu yöntemle ortaya çıkacak diğer ağır metallerin ve siyanür liç  yönteminin çevre ve insan sağlığı, toprak, su, hava, flora ve faunaya olan tüm etkilerinin ÇED raporu ile birlikte bir bütün olarak incelenerek açıklığa kavuşturulması gerektiği…” ne karar vermiştir. Yani Danıştay 6. Dairesi bizim itirazlarımızı haklı bularak bunları söylemiştir.  İdari Yargılama Usulü Yasasının 52. maddesi gereğince bu bozma kararı, 9.7.2007 tarihli yürütmeyi durdurma kararı kalkmamıştır, YÜRÜTMEYİ DURDURMA KARARI DEVAM ETMEKTEDİR. Eğer devam etmeyecek olsaydı, Danıştay kendisi kaldırırdı. Manisa İdare mahkemesi de Danıştay’ın anılan kararını taraflara duyurmuştur. Başkaca bir karar vermemiştir. Özet olarak durum budur!

TEŞHİR EDİYORUZ!

Fakat bu topraklarda Bizans’ın ezeli entrikacı ruhu dolaşmaktadır. Osmanlı döneminde şer’i kolaylık olarak kök salmış olan bu kültür, günümüzde hukuka karşı hile yapma edimi olarak işlemektedir. Bunu bildiğimiz için defalarca kamuoyuna kaygılarımızı açıklamıştık.

Çokuluslu şirketin çıkarına uygun bir “kolaylık” bulmayı çok isteyen devlet yetkilileri, 2008 yılı başından bu yana Eldorado Gold-Tüprag şirketinin madenin açılması amacını güden kampanyasına yardımcı olmuş ve şimdi Danıştay kararını çarpıtarak altıncı firmaya fırsat yaratmıştır.

Danıştay’ın Yürütmeyi Durdurma kararını geçersiz saymışlardır.
Çevre ve Orman Bakanlığı yargı kararına aykırı biçimde kanunsuz emir vermiş, Uşak valisi de bu kanunsuz emri uygulamıştır.  Anayasa’nın 137. maddesine göre; “Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz”. ÇEVRE BAKANLIĞI VE UŞAK VALİLİĞİ SUÇ İŞLEMİŞTİR.
Bu uygulama sonucu 07.03.2008 tarihli basında “Danıştay 6. Dairesi, Uşak Kışladağ’da bulunan “Kışladağ Altın Madeni” hakkında verilen “yürütmenin durdurulması” kararını esastan bozdu” şeklinde haberler yaptırılmıştır. “Kışladağ altın madeninin sahibi Tüprag Metal Madencilik Şirket Müdürü Mehmet Yılmaz, “Yüce yargının verdiği bu kararın gerektirdiği hukuki süreç devam etmekte olup, yine karara istinaden uygulanması gereken idari süreç de ilgili kamu kurumlarınca başlatılmış ve nihayet Kışladağ Altın Madeni tekrar Yurt Ekonomisine katma değer sağlamaya başlamıştır” dedi, denilerek kamuoyuna yalan beyanda bulunulmuştur.

ÇARE DİRENİŞTEDİR, ÇARESİZLİĞİ ÖĞRENMEYECEĞİZ!

İşte bu nedenlerle Eldorado  Gold-Tüprag şirketi yetkililerini, Çevre ve Orman Bakanlığı yetkililerini ve  Uşak Valiliğini suçluyoruz. Suç duyurusunda bulunacağız. Tazminat davaları açacağız. Her türlü hukuksuzluğa varlığımızla ve aklımızla karşı duracağız. Bergamalılara reva görülen haksızlığa karşı durduğumuz gibi şimdi de direneceğiz.. “Hukuka karşı hile de yaparız, kanunsuz emir de veririz, sizin lehinize olan durumu bile aleyhinize çeviririz, çünkü biz iktidarız” demeye getirerek, bize çaresizliği öğretmeye çalışıyorlar. Ama yanılıyorlar. Çare ellerimizdedir, çaresizliği öğrenmeyeceğiz. Çare biziz, çare yaşama sahip çıkmaktır, çare suya, havaya, toprağa ve tohuma sahip çıkmaktır diyenlerle yan yana olacağız. Oyunlarını bozacağız. Eldoarado Gold-Tüprag’ın çıkarına, kamu yararına aykırı hukuksuzluklara karşı yaşamı savunmayı sürdüreceğiz. Çünkü insanları, yurdumuzu ve yerküreyi seviyoruz. Bu sevgimizi elimizden alamayacaklar!... “

Şimdi benim hakkımda çok büyük miktarlı tazminat davaları açarak haklılık kazanamazsınız.

Zira doğamızı mahvettiğiniz için, insanlarımızı ölüm korkusu içinde yaşattığınız için siz insanların vicdanında ve bilincinde suçlusunuz! Esasında hem suçlusunuz hem güçlü! Esasen yargılanacak olan ve halkımıza tazminatlar ödeyecek olan sizlersiniz. Gerçi yarattığınız tahribatın hiçbir parasal karşılığı olamaz ya, biz doğamızı eski haline getirmenizi hep isteyeceğiz.

Bütün bu açıklamalarımdan sonra mahkeme bu davayı reddetmelidir!


 Saygıyla,

Muammer Sakaryalı
 
 
   
http://cmo.org.tr/haber.php?id=461 
 

Logged

Çevreyi korumak aklın gereğidir... M. Kemal Atatürk

Ormanlarımızın satılmaması için 1 imzada siz atın

http://www.tema.org.tr/2B/index.asp

http://sultanahmet.aktivistanbul.org/
http://www.nukleersiz.org/mailform.php
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

Sitemize destek vermek için lütfen aşağıdaki kodları sitenizin ana sayfasında uygun bir yere ekleyin.
<a target"_blank" href="http://www.kuresel-isinma.org" title="küresel ısınma">www.kuresel-isinma.org</a>

www.kuresel-isinma.org