ÇED KÖŞESİ

“Su” bakanları ve İzmir
Türkiye’nin “Egenekon”la, “AKP’yi kapatma”yla, “terör”le, şehitleriyle, orman yangınlarıyla bunaldığı günlerde, tam 3 bakan “çok önemli” bir ortak basın toplantısı yaptılar. (24 Temmuz 2008)
İçişleri Bakanı Atalay, Sağlık Bakanı Akdağ ile Çevre ve Orman Bakanı Eroğlu’nun “su” açıklamaları medyamızda “canlı” yayımlandı... Uzun konuşmalardan akılda kalan ise “sudan belediyelerin sorumlu olması” ile sık sık “ellerimizi yıkamamız” gerektiğiydi!
Bakanlar, “halka temiz su sağlamayan” belediyeleri “mahvedeceklerini” açıklarken, geçenlerdeki su genelgesinde de “eskimiş boruların yenilenmesi”ni istemekle yetindiler.. .
Ellerini yıkamayanlar içinse henüz bir yaptırım önermediler.. .
Keşke sorulabilseydi
O gün 3 bakanı TV’de izlerken, gazetecilerin sormamasına hayıflandım. Büyük kentlerimizdeki susuzluğun temel nedeni, “merkezi hükümetin yeni yasalarla da teşvik ettiği kaçak yapılaşmanın su havzalarındaki olağanüstü yığılması” değil midir?
Örneğin İçişleri Bakanlığı, belediyesi bile kaçak yerleşmeleri “ilçe” yaparak, suyumuzun içine eden yasadışı kentleşmeyi “kutsuyor”.
Baraj göllerini kuşatan “imarsız imar mikrobu salgını”, Sağlık Bakanlığı’nın umurunda değil; ruhsatsız hastanelere bile göz yumuyor...
Çevre ve Orman Bakanlığı da bu kepazeliğe en fazla karşı çıkması gerekirken hâlâ “2B” peşinde... Havzaları dereleriyle besleyen “orman alanlarının kaçak işgalleri”ne parayla tapu dağıtma hevesinde...
Söyler misiniz, böylesine “üst düzey kayırma”larla gerçekleşen su havzası yağmasından geriye “su” kalabilir mi?
Peki, bu üç sayın bakan yan yana oturmuşlar, ne diyorlar? Kendi görevlerini tavsatırken belediyeleri tehdit etmekte neden bu denli hırslılar? Özellikle de “suyun kirli” diye tutturdukları İzmir’e karşı!
Efemçukuru’nda “altın”!
Sorunun yanıtını düşünürken de Av. Arif Ali Cangı’dan İzmir’deki “Efemçukuru”yla ilgili açıklama gelmesin mi?
Aynı bakanlar, kentte suyun yüzde 40’ını karşılayan “Tahtalı Barajı” havzasında ve 300 bin kişiye su sağlayacak “Çamlı Barajı”nın su toplama bölgesinde, yani Efemçukuru’nda “altın madenciliği”ni onaylayan Bakanlar Kurulu kararını da meğer bir güzel imzalamışlar!
Cangı özetle diyor ki; “Arseniksiz tek su kaynağı, buranın yüzeysel sularıdır. Hükümetin desteklediği altın madeni işletmesi ise yeraltı ve yerüstü sularını arsenikli hale getirecek...”
İzmir işte böylesi bir umarsızlığın yaratacağı “susuzluk” felaketine “hükümet onayıyla” sürüklenirken, altıncılar Efemçukuru köyündeki madende “galeri ağzı”nı bile çoktan açmışlar.
Bunun için de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden gerekli yasal izinleri olmadığı gibi, yine hükümetin altın şirketine arazi tahsisi için aldığı “acele kamulaştırma” kararı da hızla sürdürülüyor...
Seçime doğru...
İşte bütün “sorumsuzlukları n sorumlusu” olanların belediyeye “suyun kirli” diye yüklenmelerini “yerel seçim öncesinde rakibi yıpratmak” şeklinde yorumlayanlar çoğalıyor.
Ancak, yine de kavrayamadığım bir durum var. Bir kentin suyunu altıncılar uğruna gözden çıkaranlar, yarın aynı kentin insanlarından “hangi yüz”le oy isteyebilir ki?
Soruyu yönelttiğim İzmirli dostlar güldüler ve dediler ki; “Anayasa Mahkemesi’nin kestiği 22.5 milyon YTL’lik açığı kimler kapatacak? Altın imparatorluğunun seçim öncesinde halka neler dağıtacağını hep beraber göreceğiz..”
ekinci@cumhuriyet. com.tr
Cumhuriyet/ Oktay EKİNCİ
http://cmo.org.tr/bashaber.php?id=2084