kureselisinmakarsiti
Sahillerin Dostu
Genç Yönetici
Bilgili Üye
   
Offline
Mesaj Sayısı: 2634
Lütfen imzama bakın
|
 |
« Yanıtla #1 : Mayıs 15, 2009, 08:08:39 ÖS » |
|
TGC II. KÜRESEL ISINMA KURULTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ / BÖLÜM 2-SON
Ekonomik kaygılar bazı etik olmayan önerileri de gündeme getirmektedir. Örneğin CO2 salınımlarını azaltmaktansa küçük Pasifik ada devletlerinin boşaltılmasının daha ekonomik olacağı gibi öneriler ortaya atılmaktadır. Birleşmiş Milletler de sürekli olarak, küresel ısınmanın neden olacağı iklim değişimlerinin, hükümetlerin önlem almaması durumunda, barınma, beslenme ve temiz sudan mahrum kalma riski bulunan milyonlarca kişinin temel haklarını tehdit ettiği uyarısında bulunmaktadır. Uzmanlarca küresel iklim değişikliğinin “iklim göçmenleri” yaratacağı öngörülmektedir. Diğer bir deyişle, küresel iklim değişikliği ile mücadelede başarısız olmak, sadece gelecek nesillere yardımcı olmamak değil aynı zamanda zayıflamış bir durumda olacak olan gelecek nesillere daha da kötüleşmiş bir problemin zararlarını havale etmek demektir. Konuya sadece insan hakları boyutundan değil, doğa da yaşayan diğer canlıların da haklarını düşünerek yaklaşmak gerekmektedir. Çünkü kendini koruyamayacak ve uyum sağlayamayacak yerlerde yaşayan bitkiler ve hayvanlar için küresel iklim değişikliğinin bir soykırıma neden olacağından korkulmaktadır. Nesli tükenme tehlikesi altındaki canlıların hakları ise hiç gündeme gelmemektedir.
Küresel ısınma ve iklim değişikliğine karşı önlem alınmasından hareketle 1997 yılında Kyoto Protokolü imzalanmıştır. Uzun tartışmalardan sonra 2009 yılında Türkiye de bu protokolü kabul etmiştir. Protokol özetle CO2 emisyonlarının azaltılmasını öngörmektedir. Ancak gözden kaçan bir nokta protokolün “karbon borsası” kavramını getirmesidir. Karbon borsasının ekonomik bir önlem olması nedeniyle uygulanmasında sorunlar yaşanmaktadır. Kyoto Protokolünün misyonu 2012 yılında tamamlanmaktadır. 2009’de Kopenhag’da yapılacak toplantı ile küresel iklim değişikliği ile mücadele için yeni yol haritaları oluşturulması planlanmaktadır. Ancak Kopenhag toplantısından önce Poznan’da yapılan ön hazırlık toplantılarında ekonomik kaygılar nedeniyle sonuç alınamamıştır.
Küresel iklim değişikliğinin her iki tarafı da korku politikaları ile sonuç almaya çalışmaktadır. Bir taraftan Dünya’nın sonunun geleceği iddiaları ortaya atılırken, diğer taraftan alınacak önlemler nedeniyle oluşacak ekonomik kayıpların refah düzeyini azaltacağı yorumları yapılmaktadır. Halbuki Dünya genelinde Sera Gazı Emisyonlarının yüzde 20 azaltılmasının maliyetinin Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla’nın yüzde 1’inden de az olacağı hesaplanmaktadır. Ancak iklim değişiminin yol açtığı ekonomik kayıplar göz ardı edilmekte ya da olduğundan daha az gösterilmeye çalışılmaktadır. Tarımda kuraklığa bağlı olarak azalan rekolteden kaynaklanan ya da şiddetli yağışlar sonucunda oluşan kayıpları hesaplayabilirsiniz. Turizm gelirlerindeki azalma tahmin edilebilir. Ancak nesli tükenen bir canlının bedeli nedir? Felaketlerle zarar gören doğal ekosistemlerin fonksiyonlarını eski haline getirmek için yapılacak harcamalar dikkate alınıyor mu? Cevabı hayır. Dolayısıyla iklim değişiminin oluşturduğu gerçek ekonomik kayıplar hesaplanamamaktadır.
Dünya ekonomisi son 50 yılda 7 kat büyümüştür. Bu gelişme ile paralel giden atmosferdeki CO2 miktarı da her yıl 2 ppm kadar artmaktadır. Ve 2009 yılında 387 ppm’e ulaşmıştır. Hava koşullarında sürekli rekorlar kırılmakta, daha sıcak ve kurak yazlar yaşanmakta, ya da sel felaketleri, fırtınalar bir öncekisinden daha büyük olmaktadır. Bütün bunların temelinde daha fazla tüketmeye dayanan ekonomik anlayışının, fosil yakıtlara dayanan enerji üretiminin olduğu inkar edilemez bir gerçektir.
Küresel iklim değişikliği hiç şüphesiz ekolojik ve ekonomik bir sorundur. Geçmişte hızlı ekonomik kazançlar uğruna yapılanlar gelecekte büyük ekonomik kayıplara ve daha önemlisi büyük ekolojik felaketlere yol açabilecektir. İklim değişikliğinin önlenmesi için atılabilecek adımların başında aşırı tüketime dayanan ekonomik anlayışın değiştirilmesi gelmektedir. Bunun için doğanın insanlara sunduklarına zarar vermeden ve ekosistemlerin yapısını bozmadan gelişme sağlayabilmek için “sürdürülebilir kalkınmaya” önem verilmelidir. Gerek ülkemizde gerekse tüm dünyada küresel iklim değişikliği ekonomiden hukuka, turizmden ormancılığa, tarımdan inşaata, enerjiden otomotive kadar tüm sektörlerdeki politikalarda dikkate alınmalıdır. Bireylerden şirket yöneticilerine ve politikacılara kadar herkes üzerine düşenleri yerine getirmelidir. Üstelik sorun sadece küresel iklim değişikliği değildir. Günümüzdeki gibi aşırı tüketime dayanan ve doğayı dikkate almayan ekonomik yaklaşımlar gelecekte adı küresel ısınma olmasa da bugünden öngörülemeyen bambaşka ekolojik, sosyal veya politik sorunlara yol açabilecektir.
Küresel ısınmaya karşı alınabilecek önlemler ortadır. Bireyler öncelikle alışkanlıklarını ve yaşam biçimlerini değiştirmelidir. Daha az tüketmek ve sosyal sorumluluk sahibi olmak küresel ısınma ve diğer çevresel sorunların azaltılmasına önemli katkı sağlayacaktır. Şirketler sadece kâr odaklı ekonomik anlayışlardan vazgeçmelidir. Verimlilik ve sürdürülebilir ekonomik gelişmeye önem verilmelidir. Medyaya özellikle eğitim ve bilinçlendirme ile kamuoyu oluşturma konusunda büyük görevler düşmektedir. Politikacıların da ellerinde küresel iklim değişikliğine önlem alabilmek için vergiler, teşvikler, cezalar, yeşil etiketleme gibi yöntemler ile yaptırım gücü mevcuttur.
Sonuç olarak, insanlık olarak yol ayrımındayız, ya sonunu düşünmeden bencilce doğayı tüketmeye devam edeceğiz ya da “yaşamımıza sahip çıkacağız”. Karar bizim, ama sonuçları ile yüz yüze kalacak olan gelecek kuşaklar.
TGC II. KÜRESEL ISINMA KURULTAYI BİLİM KURULU
|