Taşkınlar, Seller ve Şehir İlişkisi
Sayfa: [1] Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Taşkınlar, Seller ve Şehir İlişkisi (Okunma Sayısı 1631 defa)
yusufkaya111
Yusuf Kaya
Yeni üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 12


Meteoroloji Yüksek Mühendisi


WWW
« : Mart 08, 2010, 08:30:54 ÖÖ »



Karların erimeye başladığı ve bahar yağmurlarının sağanak şeklinde gerçekleştiği bu günlerde bu konuyu işlemek istedim. Eskiden yağan yağmur ve erimiş kar suları baraj veya göllere herhangi bir müdahale ve afete neden olmaksızın serbestçe akıp gidebiliyordu. Romalılardan beri insanlar özellikle seller ile mücadele etmek için barajlar ve su bentleri inşa etme yoluna gitmiştir. Taşköprü buna bir örnektir. Günümüzde ise, çoğalan nüfusun, çarpık şehirleşmenin ve kırsal kesimdeki bilinçsiz yerleşimin sonucu olarak aşırı yağış, taşkın, sel, heyelan vb. doğa olaylarına daha fazla maruz kalmaktayız.
2000’li yıllarda meydana gelen doğal afetlerin sayısının, 1900’lü yılarda meydana gelenlerden 7 kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Doğanın ekolojik dengesine yapılan müdahaleler( dere yataklarının değiştirilmesi) , hızla artan çarpık yerleşme ve ormanların tahribatı afetlerin özellikle son yıllarda giderek artan bir şiddette ve sıklıkta meydana gelmektedir. Sanayileşme, yanlış seçilen yerleşim bölgeleri, doğanın tahrip edilmesi gibi insan aktiviteleri bu tür afetlerin etkilerini arttırmasına veya yenilerinin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Küresel iklim değişikliği nedeni ile Türkiye’de de büyük seller yaşanarak çok fazla can kaybı ve ekonomik zarar görülmesi muhtemeldir.
Meteorolojinin ve yerel yönetimlerin sahip çıkmaması sonucu  tüm sellerin adı “taşkın” olmuş. Fakat her sel taşkın değildir. Bunlar,
1. Dere ve Nehir Selleri (Taşkınlar),
2. Dağlık Alan (Kuru Vadi) Selleri,
3. Şehir Selleri,
4. Kıyı Selleri
5. Baraj Selleri olarak ayrılır.

İklimin değişken karakteri, kuraklıklara veya sellere neden olmaktadır. Diğer bir deyişle ülkemizde suyun fazlası sel ve heyelan; azı ise kuraklık gibi önemli afetlere neden olmaktadır. Bu afetler yarı kurak iklim bölgesinde yer alan ülkemizde sosyal ve ekonomik yaşantımızı da çok olumsuz bir şekilde etkileyebilmektedir. Sel ve heyelan birer doğa kanunudur. Atmosfer hareketliliği, meteorolojik sistem ve hidrolojik çevrim içinde bazı bölgelerin kimi zaman sulak kimi zaman kurak dönemler yaşaması ve eğimli arazide birken kar kütlelerinin tetiklendiğinde kayması doğaldır. Önemli olan ülkemizde sel ve heyelan izlemek, önemsemek ve zamanında önlem alabilmektir. Sel ve heyelan genellikle “fırtınalar” ile birlikte görülür. Diğer bir deyişle, arazi yapısına göre daha çok ve hızlı değişebilen meteorolojik şartlar bu afetlerin oluşumunda en önemli rolü oynar.
Ülkemizde kurumların bağımsız hareket etmesi nedeni ile kaynak israfı ve acil durum müdahalesini geciktirmektedir. Örneğin, yağış verilerini ölçen kurum, Devlet Meteoroloji İşleri (DMİ) iken yağış sonucu oluşacak sele müdahale eden kurum, Devlet Su İşleri (DSİ)’tir.  İki farklı kurumun birbiri ile acil durumlardaki koordinasyonu zor olduğu için çaresiz durumlarla karşı karşıya kalınmaktadır.  Aynı durum orman yangınlarında da kendini göstermektedir. Son dönemlerde bu durum bir nebze aşılmasına rağmen, sorun çözülmüş değildir. İl sınırları içerisindeki doğal afetlerde kurumlar arası koordinasyonu sağlayacak, valilik bünyesinde her kurumun bir temsilcisi bulunmalıdır. Bu kurumlar (DMİ, DSİ, Orman Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri, Kızılay, Karayolları Müdürlükleri vb.). Çünkü ülkemizde depremlerin yanı sıra kuraklık, sel, kar fırtınaları ve çığlar gibi birçok meteorolojik afet, gelişmiş ülkelere nazaran, çok daha fazla insan ve ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Artık yaşanan maddi ve manevi kayıplar, her toplumun ve her kurumun bu afetler karşısında zarar kayıp ve azaltma çalışmalarına daha çok önem vermesini gerektirmektedir. Örneğin Şubat ayında Antalya’da yaşanan selde birçok tarım alanı ve sera tahrip olmuş ayrıca 3 vatandaşımızda hayatını kaybetmişti. Kurumlar arasındaki koordinasyon eksikliği basına devletimizin acizliği olarak yansımıştı. Bu olaydan ders çıkarmamız gerekir.
Şehirleşme yüzeysel akışı doğal yüzeylere göre 2 ila 6 kat daha arttırır. Mazgallar bu suları hemen tahliye edemez ve kısa bir süre içinde caddelerimiz ve sokaklarımız derelere dönüşebilir. Böylece caddeler nehirlere, binaların bodrum katları da birer ölüm tuzağı kapalı yüzme havuzlarına benzer. Sağanak yağışlarda cadde ve sokaklarımız hemen derelere dönüşebiliyor. Bu nedenle, Şehir İmar, Metropoliten Alan Nazım, vb. gibi planların ve alt yapının sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için ilgili Bakanlıklarımızda ve Belediyelerimizde Meteoroloji Mühendisleri de bulundurulmalıdır. Ülkemizde yanlış bir şekilde zannedildiği gibi meteoroloji sadece hava tahmini veya sağanak yağış uyarısı yapmaz. Meteorolojinin bir de “mühendislik” yönü vardır.


Logged

Yusuf Kaya - Meteoroloji Yüksek Mühendisi
http://yusufkaya111.blogspot.com/
Sayfa: [1] Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: