Çernobil etkilerinin aslında halen devam ettiğini, yani tamamlanmış bir süreç olmadığını belirtiyor. Çünkü radyoaktif atıkların bazıları toprakta ne yazık ki, 300 yıla kadar varlığını devam ettiriyor.
Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir toplantıda Amerikalı bilim adamı Dr. Robert Peter Gale'in sunumu, Çernobil Nükleer kazasının 1986-2065 yılları arasında kanser sıklığını ne kadar arttıracağını konu alıyordu ve bilimsel yöntemler kullanılarak ileriye dönük bir olasılık çalışmasının sonuçlarını içeriyordu.
Gale'in sözünü edeceğim saptamaları ne yazık ki, bizim ülkemizi kapsamıyor. Çünkü Dr Gale, çalışmasını Türkiye dışındaki tüm Avrupa ülkeleri ve Kıbrıs Rum kesiminde yapmış, ancak kanımca bizim için de oldukça yol gösterici veriler içeriyor. Gale konuşmasının başında, Çernobil etkilerinin aslında halen devam ettiğini, yani tamamlanmış bir süreç olmadığını belirtiyor. Çünkü radyoaktif atıkların bazıları toprakta ne yazık ki, 300 yıla kadar varlığını devam ettiriyor. Yani insanlar aslında halen Çernobil'de yaşanan faciadan etkilenmeye bir biçimde devam ediyor.
Dr Gale, toplam olarak 150.000m2'lik bir alanın kazadan etkilendiğini belirtiyor. Kaza sırasında orada çalışanlar, kaza sonrası onlara yardım edenler, acil ekipleri, çevrenin temizlenmesi işinde çalışanlar en riskli grubu oluşturuyor ve sayıları 916.000'e ulaşıyor. Bir de bulaşın asıl etkilediği topraklarda yaşayanlar var ve bunların sayısı 5 milyon kişi. Gale'in çalışmasına dâhil ettiği Avrupa kara parçasında ise facianın etkilerinin ulaştığı insan sayısı 570 milyon kişiyi buluyor.
Dr Robert Peter Gale, aslında Çernobil'e bağlı kanser sıklığındaki artışın belirlenmesinin, sağlıklı istatistik bilgileri olan toplumlar için bile güç olduğunu söylüyor. Çünkü önümüzdeki yıllarda Çernobil dışı nedenlere bağlı kanser sıklığındaki artış hızı tam olarak öngörülemiyor. Dolayısıyla saptanacak artışın ne kadarının Çernobil'e bağlı olduğunu da söylemek zorlaşıyor. Buna ek olarak nüfus hareketlerinin ve demografik verilerin değişkenliği işi daha da zorlaştırıyor. Tüm bu zorluklara karşılık Dr Gale ve ekibi yine de bilimsel epidemiyolojik yöntemleri kullanarak bir kestirimde bulunabiliyor.
Onlara göre 1986-2065 yılları arasında Çernobil'e bağlı kanser hastası sayısı kabaca 20.000-40.000 kişi olacak. Gale, aynı süre içinde kömür ve petrole bağlı atıklar nedeniyle yaklaşık 2.000.000 kişinin, bunun neden olduğu küresel ısınma nedeniyle 16.000 kişinin, petrolün neden olacağı savaşlarda ise en az 80.000 kişinin yaşamını yitireceğini öngörüyor. Yani petrol ve kömüre bağlı enerji üretimi daha büyük bir risk olarak görünüyor. Ona göre 3. veya 4. sınıf gelişmiş nükleer terminaller aslında sanıldığının aksine insan sağlığı için daha güvenli gibi duruyor.
Dr Gale, sunumunda Çernobil'e bağlı kanserlerin yarıdan biraz fazlasını karaciğer, akciğer, meme, prostat gibi katı (solid) organ kanserlerinin oluşturacağını vurguluyor. Bunun yanında tiroid bezi kanserlerinin ve kan kanseri (lösemi) nin de artacağına vurgu yapıyor. Dr Robert Gale'in hesabına göre sözü edilen 80 yıl içinde 10.000-51.000 solid tümör, 700-7700 arasında lösemi ve 3.400 -72.000 arasında ise tiroid kanseri görülmesi bekleniyor. Tahmini değerler arasındaki büyük farklılıklar, Çernobil dışı nedenlere bağlı kanser sıklık artışının kestirilemez olmasından kaynaklanıyor. Çernobil'e bağlı bu olası kanser sayılarına karşılık, önümüzdeki 80 yılda tüm dünyadaki kanserli hasta sayısının 200.000.000 kişi olacağı tahmin ediliyor.
Bir diğer önemli nokta da kaza sonrası maruz kalınan radyasyon oranı gibi gözüküyor. Dr Gale, kazadan doğrudan etkilenen grupların 100 mSv, kazaya yakın bölgede yaşayanların 5-25 mSv, Avrupalıların ise 2-5 mSv dozunda Çernobil'e bağlı olarak radyasyona maruz kaldığını bildiriyor. Buna karşılık ABD'nin New York şehrinde yaşayan biri doğal yollardan ortalama 2,4 mSv, Denver'da yaşayan biri ise 12 mSv radyasyona maruz kalıyor. Bir bilgisayarlı tomografi çekiminde maruz kalınan radyasyonun ise 10 mSv olduğu biliniyor. Aslında bu rakamlara bakıldığında Çernobil'den doğrudan etkilenenleri bir yana bırakırsak, olayın gereğinden fazla abartıldığı sonucu bile çıkabiliyor.
Dr. Mustafa Çetiner
KAYNAK:
http://www.gezegenimiz.com/